fbpx

Ahenk Eskişehir Rehabilitasyon Merkezi olarak MEB onaylı “Dil ve Konuşma Bozuklukları Destek Eğitim Programı” uygulamaktayız. Bu program kapsamında dil ve konuşma bozukluğuna ilişkin gereksinimleri olan öğrencilere, çocuklara ve bireylere uzman kadromuzla hizmet sunmaktayız.

Ele aldığımız “Dil ve Konuşma Bozuklukları” şunlardır;

  • Kekemelik/ Akıcılık sorunları,
  • Sesletim/sesbilgisel sorunlar,
  • Motor konuşma bozuklukları,
  • Afazi,
  • Seste Yaşanan Bozuklukları,
  • Yarık dudak damağa bağlı oluşan konuşma bozuklukları,
  • Gecikmiş dil ve konuşma terapi ve tedavileri

Yukarıda bulunan rahatsızlıklar tek başına bulunabiliyor olabilir. Ancak biliyoruz ki bazı çocuklarımızda bu tür bozuklukların ve rahatsızlıkların yanında bir takım ek yetersizlikler de bulunabilir.

Bu kapsamda hizmet/destek verdiğimiz “ek yetersizliklere sahip öğrenci/engel grupları”;

  • İşitme Engelli Çocuklar
  • Zihinsel Engelliler (MR, Down Send., CP)
  • Fiziksel Engelliler (CP, Kas hastalıkları)
  • Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
  • Kekemelik

Dil ve konuşma bozukluğu eğitimleri ‘dil ve konuşma terapistleri’ tarafından verilmektedir. Yazımızda ‘Eskişehir’deki dil terapistleri‘ bu konuda nasıl bir yol izliyor, neler yapılmalı ve tedavi yöntemlerinden bahsettik.

AKICILIK BOZUKLUKLARI

Akıcılık bozuklukları gelişimsel ve edinilmiş olarak iki alt kategoride incelenmektedir. Edinilmiş bozukluklar olan psikojenik ve nörojenik akıcılık bozukluklarıyla çok nadir karşılaşılmaktadır. Gelişimsel kekemelik ve hızlı bozuk konuşma daha sık karşılaşılan bozukluklardır.

Hızlı bozuk konuşma; aşırı derecede düzensiz ve hızlı konuşmanın görüldüğü, bazı sesleri eksik sesletme ve konuyla ilgili olmayan ifadeler üretme gibi durumlar sonucu oluşan akıcılık bozukluğudur. Hızlı bozuk konuşma problemi yaşayan bireyler için yapılan terapilerde bazı teknikler ile konuşma hızının yavaşlatılması ve farkındalığın arttırılması üzerine çalışmalar yapılmaktadır. 

Kekemelik; konuşmanın akışında, ses/hece tekrarları veya uzatmaları, sessiz veya sesli bloklar nedeniyle kesintiler olmasıdır. Genellikle dil gelişiminin yoğun olduğu 2-6 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Kekeleyen bazı bireylerde göz kırpma/büyütme, ayaklarını yere vurma, el ile ağzını kapatma, başını geriye atma/yanlara sallama gibi çeşitli ikincil davranışlar görülebilmektedir. Bireyler bu davranışların kekeleme anında yapıldığında kendilerine yardımcı olacağını düşünebilmektedir.

 Kekemeliğin nedenine ilişkin pek çok kuram olsa da bu kuramların hiçbiri kekemeliğin nedenini açıklayamamaktadır. Günümüzde yapılan araştırmalar daha çok genetik faktörlere ve beynin çalışma sistemi üzerine yoğunlaşmaktadır.  Toplumumuzda kekemeliğin nedeninin psikolojik faktörler olduğu gibi yanlış bir düşünce vardır. Psikolojik faktörler kekemeliği tetikleyebilir, şiddetini artırabilir ancak kekemeliğin nedeni değildir.

Kekemelik terapisinden her yaşta birey faydalanabilmektedir. Kekemelik terapisinde kullanılan birçok teknik vardır. Birey, bir dil ve konuşma terapisti tarafından değerlendirildikten sonra uygun terapi yöntemi seçilerek terapilere başlanmalıdır.  Terapilerdeki temel amaç kekemeliğin kontrol altına alınması ve akıcılığın arttırılmasıdır.

 

 

SESLETİM VE SESBİLGİSEL SORUNLAR

Sesletim (artikülasyon); dil, dudaklar, çene ve diğer konuşma organlarını kullanarak ve hava akımına yön vererek yapılan hareketler sonucu konuşma seslerinin üretilmesidir. Sesletim bozukluğu olan bireylerde konuşma seslerinin üretilememesi veya hatalı üretimi söz konusudur. Bu durum bireyin, çevresindekiler tarafından anlaşılmasını güçleştirmektedir. Örneğin kitap yerine titap denmesi, arı yerine ayı denmesi gibi. Sesletim sorunlarında yapılan hatalar tutarlıdır, örneğin birey k sesi yerine t sesini söylüyorsa bu hata bütün üretimlerinde aynı şekilde olacaktır. Sesletim sorunları; dudak-damak yarıklığı, ortodontik problemler,  işitme engeli gibi nedenlerden dolayı olabileceği gibi yanlış öğrenmeden kaynaklı da olabilmektedir. 

  Ses bilgisi (fonoloji); konuşma seslerinin zihinde nasıl temsil edildiği ve organize olduğu ile ilgili bilgileri içermektedir. Fonolojik bozukluğu olan çocuklarda çeşitli fonolojik işlemler görülmektedir ve hataları tutarsız olabilmektedir. Çocuk bir sözcükte ürettiği sesi başka bir sözcükte üretemeyebilmektedir.

 Fonolojik işlemler için bazı örnekler:

– Yer değiştirme: top yerine pot, 

– Benzeşim işlemleri : masa yerine sasa

– Hece yitimi: ayakkabı yerine akabı

– Önleştirme : kapı yerine tapı

– Artlaştırma: baba yerine gaga  olarak verilebilir ve bu işlemler çeşitlendirilebilir.  Sesbilgisel bozukluğu olan çocukların anlaşılırlıkları oldukça  düşüktür. 

Sesletim veya sesbilgisel bozukluğu olan çocukların terapisinde dil ve konuşma terapistleri değerlendirme yapıp hatalı sesleri belirlemektedir ve uygun terapi planını oluşturmaktadır. Bu terapilerde ailenin terapilerde yapılanları tekrar ederek destek olması son derece önemli bir yer tutmaktadır.

 

AFAZİ

Afazi, beyindeki dil alanlarında hasar meydana gelmesi sebebiyle ortaya çıkan edinilmiş bir dil bozukluğudur. Beyin hasarı genellikle inme ve kafa travması sonucu oluşmaktadır ancak beyin tümörleri, beyin enfeksiyonları gibi nedenlerle de oluşabilmektedir. Beyindeki dil alanlarının hasarlanması sonucu spontan konuşma, işitsel anlama, okuma, yazma, tekrarlama, adlandırma gibi becerilerde sorunlar veya tamamen kayıplar görülmektedir. Afazi her yaşta görülebilir ancak daha çok orta ve ileri yaşlarda görülmektedir. Afazinin uyarıcı belirtileri birkaç saat süren gelip geçici baş dönmeleri, görme kayıpları, konuşma bozuklukları, bellek problemleri, vücudun bir yarısında oluşan uyuşma, kuvvet kaybı şeklindedir. Afazi ortaya çıktığı zaman oluşan belirtiler; konuşma bozuklukları, vücudun bir tarafında duyu veya güç kaybı, denge kaybı, oryantasyon bozukluğu, görme/işitme/tat kayıpları gibi belirtilerdir. 

Afazi akıcı ve tutuk  afazi olarak iki genel kategoriye ayrılmaktadır. Akıcı afazili bireylerde temelde anlama ile ilgili sorun olmaktadır. Bireyler konuşulanları anlamakta güçlük çekmektedir. Konuşmaları sırasında uzun, anlamı olmayan, gereksiz sözcükler içeren cümleler kullanabilmektedirler. Bu tip afazili bireylerin hata yaptıklarına ilişkin farkındalıkları oldukça düşüktür. Tutuk afazili bireylerde temel sorun konuşma üretimi ile ilgilidir. İşitsel anlamaları akıcı afazili bireylere görece daha iyi durumdadır. Bu tip afazili bireylerin hata farkındalıkları da daha yüksek olmaktadır. Akıcı ve tutuk afazi başlıklarının altında birçok afazi tipi bulunmaktadır.

Beyin hasarı sonucunda doktor tarafından afaziye yönelik bir durum fark edilirse dil ve konuşma terapistine yönlendirme yapılmalıdır. Dil ve konuşma terapisti, gelen bireyi işitsel anlama, spontan konuşma, tekrarlama, adlandırma, okuma, yazma alanlarıyla ilgili ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmektedir ve daha sonra bireyin ihtiyacına uygun terapi yöntemini belirleyip uygulamaktadır. Terapi ile amaç bireylere bazı becerileri tekrar kazandırmak ve bazı kalıcı olan yetersizliklerinin yerine mümkün olduğunca yeni beceriler kazandırmaktır.

 

 

YARIK DUDAK DAMAĞA BAĞLI OLUŞAN KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Dudak damak yarıklığı konjenital (doğuştan) bir bozukluktur. Bazı bireyler sadece dudak veya sadece damak yarıklığına sahip olabileceği gibi bazı bireyler hem dudak hem de damak yarıklığına sahip olabilmektedir. Dudak damak yarığına sebep olan faktörler endojen ve ekzojen faktörler olarak ikiye ayrılır. Endojen faktörler genetik bazı bozukluklarla ilgilidir. Egzojen faktörler ise çevresel faktörler ve anne karnındaki mekanik faktörlerdir. Çevresel faktörler hamilelik döneminde annenin; sigara, alkol ve bazı ilaçlar kullanması, radyasyona maruz kalması, yetersiz beslenmesi gibi faktörlerdir. Doğumdan sonra dudak ve damak ameliyatlarının yapılması için bazı şartların gerçekleşmesi ve uygun zaman beklenmektedir. Farklı ekoller olsa da dudak kapatma ameliyatları 2,5-3 ay civarında, damak kapatma ameliyatları ise 6-9 ay arasında yapılmaktadır. 

Dudak damak yarıklı bireylerin tedavisinde dil ve konuşma terapistinin görevi doğumdan itibaren başlamaktadır. Doğumdan sonra bebek 12 aylık oluncaya kadar en temel problem beslenmedir. Dil ve konuşma terapistleri aileye doğru beslenme ile ilgili bilgilendirme yapmaktadır. Bu süreç içerisinde bebekler iletişim becerileri açısından değerlendirilmekte ve bu beceriler hakkında aile bilgilendirilmektedir. (babıldama vs.) Belli konuşma seslerinin üretiminin aile tarafından nasıl pekiştirileceği hakkında bilgilendirme yapılmaktadır. 12 ay – 3 yaş arası dil gelişiminin basamakları ile ilgili aile bilgilendirmesine devam edilmektedir. Diğer karşılaşılabilecek sorunlar ile ilgili ailelere bilgilendirme yapılmaktadır. İşitme dil ve konuşmayı önemli derecede etkileyen bir bileşendir. Dudak damak yarıklı bireylerde işitme sorunları görülebilmektedir. Bu nedenle çocukların KBB ve odyolog tarafından kontrol altında olmaları gerekmektedir.  Dil ve konuşma terapistleri 3 yaştan sonra çocuklarla birebir terapi yapabilmektedir. Terapi yapılabilmesi için çocuğun dikkat süresinin uzun olması, verilen yönergeleri alabilme becerileri önemlidir. Terapilerde öncelikle çocuğun dil gelişimi değerlendirilmektedir. Dil gelişimi ile ilgili eksiklikler varsa onlar giderildikten sonra konuşma seslerine yönelik terapilere başlanmaktadır. Dudak damak yarıklı bireylerde ortaya çıkan konuşma bozukluklarından bazıları terapi ile düzelebilecek olan telafi edici hata olarak adlandırılan hatalardır. Bazı hatalar ise yapısal bozukluktan dolayı ortaya çıkan zorunlu hatalardır.

Dil ve konuşma terapisti ayrıntılı bir değerlendirme sonucu terapi planı yapmakta ve uygulamaktadır. Dudak damak yarıklığında tedavi ekip işidir. Bu ekip ortodontist, plastik cerrah, KBB, odyolog, dil ve konuşma terapisti, psikolog, nörolog gibi birçok uzman içermektedir.

 

GECİKMİŞ DİL VE KONUŞMA

Bir çocuk çevresindeki olayları, isteklerini sözel olarak ifade edebiliyorsa, sorular soruyorsa, ona sorulan sorulara uygun cevaplar verebiliyorsa ancak konuşma anlaşılırlığı düşükse, söylediklerinin büyük bir kısmı anlaşılmıyor veya zor anlaşılıyorsa bu bir konuşma bozukluğudur. Dil ve konuşma bozukluğunda ise çocuğun söylenenleri anlamasında (alıcı dil) ve/veya kendini, isteklerini sözel olarak ifade etmesinde (ifade edici dil) sorunlar olmaktadır.  Ayrıca bu çocukların anlaşılırlıkları da düşük olmaktadır.

Gecikmiş dil ve konuşma genetik faktörler, erken doğum, işitme engeli, dudak damak yarığı, zihinsel yetersizlik, yaygın gelişimsel bozukluklar gibi durumlar nedeniyle, ailenin çocuğun dil ve konuşma gelişimini destekleyecek uygun davranışlarda bulunmaması sonucu uyaran eksikliği nedeniyle ortaya çıkabildiği gibi bazen bu nedenlerin hiçbiri olmadan da ortaya çıkabilmektedir.

Normal gelişimde 0-12 ay arası söz öncesi iletişim evresidir. Bu evre sesleme, gığıldama, genişletme, düzenli mırıldanma, çeşitlendirilmiş mırıldanma gibi ses denemesi yapılan basamakları içerir. Bu aşamada basit yönergeleri anlayıp bazı sözcüklere tepki verirler. Konuşma seslerini taklit etme, jest kullanımı gibi iletişim kurma çabaları görülmektedir. Çocuk bir yaşına geldiğinde anlaşılırlığı düşük olsa da birkaç sözcüğe sahip olabilir. 12-24 ay arası sözcük öğrenme evresidir. Bu evrede çocuk yaklaşık olarak 50-100 arası sözcüğü anlar ve 20-50 arası sözcüğü üretebilir. Tek sözcükle kendini ifade etme ve basit iki sözcükten oluşan cümlelerle ifade etme görülür. Bazı ekleri de kullanmaya başlar. 24-36 ay arası çocuğun alıcı dili ve ifade edici dili her geçen gün ilerler. Çocuk iki, üç sözcüklü cümleler kurmaya, bazı bağlaçları kullanmaya başlar. Ek kullanımda artış gözlenir. 2 yaşında bir çocuğun anlaşılırlık düzeyi %26 ile %50 arasındadır. Çocuk üç yaşına geldiğinde bu oran %71-80, 4 yaşına geldiğinde ise %90 ve üzerindedir.

Gecikmiş dil ve konuşma sorunu olan çocuklarda hiç konuşamama, isteklerini işaretle ifade etmeye çalışma, sınırlı sözcük dağarcığı, cümle kurma düzeyinde yetersizlik, eklerin kullanımında yetersizlik, iletişimden kaçınma, bellek problemleri, kısa dikkat süresi gibi belirtiler görülmektedir. Bu gibi durumlarda ailelerin dil ve konuşma terapistinden değerlendirme talep etmeleri gerekmektedir.

SES BOZUKLUKLARI

Ses; anlaşılır olmalıdır, kişinin yapısal durumuna ve yaşına uygun olmalıdır, dinleyiciler tarafından rahatsız edici olmamalıdır ve duyulabilir olmalıdır. Sesin perdesinde, kalitesinde ve/veya şiddetinde bozukluk olması sonucu ses bozukluğu düşünülür. Ses bozukluğu olan kişiler; boğazda acı, yanma, takılma ve batma hissi olması, günün başında sesin iyi olması ancak gün sonuna doğru seste kısılmalar olması, sesin sık sık kısılması veya hiç çıkmaması, uzun süre konuşma sonucu artan şikayetler, sesin olması gerekenden ince veya kalın çıkması, seste çatallanma gibi şikayetlerden bahsetmektedir.

 Ses bozuklukları birçok nedenden kaynaklanabilir. Sesin kötü ve yanlış kullanımına bağlı olarak kronik larenjit, reinke ödemi, ses teli nodülü, polip, kist, vasküler lezyonlar ( hemoraj, hematom, varis), granülom, epitel hiperplazi gibi yapılar oluşabilir ve bu yapılar nedeniyle ses bozuklukları ortaya çıkabilir. Psikojenik ses bozuklukları da olmaktadır. Bunlar; mutasyonel falsetto (puberfoni), psikojenik afoni, juvenile ses gibi bozukluklardır. Vokal kord paralizisi, spazmodik disfoni, laringeal tremor gibi bozukluklar ise nörojenik ses bozukluklarıdır. Papillom gibi neoplazmalar da ses bozukluğuna neden olabilir. 

Sesin kötü ve yanlış kullanımına sık boğaz temizlemek ve öksürmek, yüksek sesle konuşmak, bağırmak, tezahürat yapmak, ses taklitleri/gergin vokalizasyonlar, aşırı konuşma, sık sert glottal ataklar, duman-toz-gaz solumak gibi davranışlar örnek olarak verilebilir.

Ses bozukluğuna sebep olan bazı durumlarda cerrahi işlem gerekirken bazı durumlar için terapi yapılması yeterli olmaktadır. Bazen de cerrahi operasyondan sonra ses terapisi önerilmektedir. İki haftadan uzun süren ses kısıklığı yaşayan bireylerin bir KBB hekimine başvurmaları gerekmektedir. KBB hekimi değerlendirdikten sonra gerek varsa terapi için dil ve konuşma terapistine yönlendirecektir.

MOTOR KONUŞMA BOZUKLUKLARI

Konuşma; sesleme (fonasyon), solunum, rezonans, prozodi, sesletim bileşenlerinin düzenli ve işbirliği içinde çalışması sonucu gerçekleşir. Bu bileşenlerden bir veya birkaçını etkileyecek bir sorun dizartri veya apraksi olarak adlandırılan motor konuşma bozukluklarına sebep olacaktır.

Merkezi ve/veya çevresel sinir sistemi hasarına bağlı olarak konuşmanın üretimi için gerekli kas kontrolünde anormallik, koordinasyon bozukluğu, paralizi veya zayıflık olması sonucu oluşan motor konuşma bozukluğuna dizartri denilmektedir. Dizartri ilerleyici olmayan, kronik ve dejeneratif olmak üzere üç temel gruba ayrılmaktadır. Dizartriye sebep olabilecek bazı durumlar; serebrovasküler olaylar, travmatik beyin hasarları, serebral palsi, beyin tümörleri, Parkinson, distoni, ALS, multipl skleroz, Wilson’s hastalığı, Huntington’s hastalığı, Lou Gerig hastalığı, myastania gravis olarak söylenebilir. Dizartri doğuştan olabileceği gibi her yaşta ortaya çıkabilmektedir. Dizartri tipleri; spastik, flaksid, ataksik, hipokinetik, hiperkinetik, karmaşık tip dizartridir. Dizartri değerlendirmesinde çeşitli görüntüleme yöntemleri, cihazlar ve gözlem kullanılmaktadır. Değerlendirmedeki amaçlar hastanın dizartrisi olup olmadığını belirlemek, hastanın belirgin bozukluğunun ne olduğunu ortaya koymaktır. Hastanın dizartri olduğuna karar verildikten sonra doğru girişimlerde bulunabilmek için dizartri tipini ortaya koymak önemlidir. Dizartri terapisindeki temel hedefler konuşmanın doğallığını, hızını, prozodisini, anlaşılabilirliğini mümkün olan en iyi duruma getirebilmektir. Bu bireylerde ADİS (alternatif ve destekleyici iletişim sistemleri) kullanılması gerekebilmektedir. Özellikle dejeneratif bozukluklarda iletişimi destekleme amaçlı ADİS kullanılmaya başlansa da sonradan iletişimi sürmek için kullanılacak tek yöntem haline gelebilmektedir.

Motor becerileri yerine getirememeye neden olacak bir güçsüzlük, normal olmayan ton veya postür olmamasına rağmen beceri gerektiren hareketlerin yapılamamasına apraksi denir. Apraksi tipleri; motor apraksi, limb-kinetik apraksi, ideomotor apraksi, ideatuar apraksi, yürüme apraksisi ve konuşma apraksisi (sözel apraksi) olarak sınıflandırılır. Konuşma apraksisi, gelişimsel ve edinilmiş olarak ikiye ayrılır. Edinilmiş konuşma apraksi her yaştaki bireyde görülebilir. Gelişimsel konuşma apraksisi ise doğumdan itibaren çocuklarda görülür. Konuşma apraksisi olan bireylerde kaslar ve sinirler ile ilgili bir sorun yoktur. Konuşmanın programlanmasına ilişkin bozukluk vardır. Konuşma apraksisi olan bireylerde sözcük uzunluğu arttıkça sorunun artması, sesletim problemleri, tutarsız hatalar, yanlış prosodi, ritm ve vurgu düzensizlikleri gibi durumlar görülür. Apraksi terapisindeki amaç konuşma sırasında kullanılan organların istemli kontrolünün artmasını sağlamaktır. Apraksi düzeyinin çok şiddetli olduğu durumlarda anlaşılır konuşma elde edilemeyebilir ve ADİS (alternatif ve destekleyici iletişim sistemleri) kullanmak daha doğru olabilir. 

Sohbete Başla
1
Bize Yazın!
Nasıl yardımcı olabiliriz?
Powered by